2. DIŞ GEBELİĞİM – “DOKTOR LÜTFEN BANA O İĞNEYİ YAP!”

Yaşadıklarımı hafızamdan silmeye, kırgınlığımı sineye çekip, dışarıda akıp giden hayata karışmaya, arkadaş gurubuma tekrar katılmaya karar verdim.

Yurtdışı seyahatleri, mavi turlar, kıyafet baloları ile geçen 1 senenin sonunda,  kendimi azıcık da olsa korkularımın üstesinden gelmiş hissediyordum. Yeniden denemeye hazırdım.

Ertesi ay hemen hamile kaldım. Şimdi “Hira”mızı bekleyecektik. Güzel haberleri saklamayı sevmediğimiz için, yine herkese haber verdik.

Ancak, bu güzel haberle birlikte, aştığımı sandığım korkularım yine su yüzüne çıkmaya başladı. Dış gebelik geçiriyor olma ihtimalim var mıydı? Bunu tekrar yaşamaya gücüm yeter miydi? Test sonucu BHCG çok düşük çıkmıştı.  Hemen doktoru aradım. O da değerin çok düşük olduğunu, fakat hemen dış gebelik tanısı koyamayacağını, düşük yapıyor olma veya sağlıklı bir gebelik geçiriyor olma ihtimalimin de olduğunu söyledi.

Endişe içinde geçen iki günün sonunda BHCG, iki katına yakın bir yükseliş gösterdi. Fakat emin olmak için bir süre daha beklememiz gerekiyordu. Şayet değer istikrarlı yükselmezse, dış gebelikti. istikrarlı yükselirse sağlıksız bir gebelik olabilirdi (değer düşük başladığı için). Ya da sağlıklıydı! Kafam allak bullaktı… Kendimi çaresiz hissediyordum. Net bir cevap arıyordum, ama doktor da bana ne olduğunu söyleyemiyordu. Bu kadar çok soru işaretiyle baş edemeyeceğimi hissettim. Anne olabilme arzusuyla yanıyor olmama rağmen, dış gebelikten öyle korkuyordum ki, sağlam bile olsa bu gebeliği sonlandırmak istiyordum. Hayatımı kaybetmekten korkuyordum ve riskin bu kadar yüksek oluşu beni deliye çeviriyordu.

Bir anda doktora çocuklar gibi yalvarmaya başladım. Doktor 2 gün daha beklememi önerdi ama imkânsızdı. İğneyi olmazsam o gece tekrar iç kanama geçireceğimi düşünüyordum, bir saat daha bile bekleyecek tahammülüm yoktu.  Deliler gibi ağlıyordum. Doktorum da artık yapabileceği pek fazla bir şey kalmadığından beni iğneyi vurulmam için acil katına yönlendirdi.

Acildeki hemşire iğneyi eczaneden almamız gerektiğini belirtti. Annem ve kayınvalidemle yana yakıla iğneyi aramaya başladık. Bir eczaneye girdik yok, öteki eczaneye girdik yok, neredeyse bağımlı olduğum bir ilacı arıyormuşum gibi titreyerek arıyordum iğneyi. Sonunda bulduk ve ben iğneyi yaptıkları anda gerçekten derin bir oh çektim!

Oh çektim, çok istediğim, içimin yandığı, delilere döndüğüm evladımın sağlıklı olması ihtimalini bile göz ardı ederek kemoterapi iğnesiyle hayatına son verdiğime. Oh çektim, aferin bana! Kendi hayatımı kurtarmıştım!

İğneyi vurulduktan iki gün sonra ve 1 ay boyunca her iki günde bir kanda BHCG baktırmaya devam etmek zorundaydım. Çünkü bebeğin rahimde olma ihtimalinin olduğu gibi, dış gebelik olma ihtimali de hala geçerliydi. Dış gebelik maalesef bazen tek bir doz iğneyle sonlandırılamayan, içeride embriyonun herhangi bir parçası kalırsa, yapıştığı yerde büyümeyi başarabilen, tüpü patlatabilecek ve iç kanama geçirtebilecek olan bir saatli bombaydı! Hala bu korkuyla baş başaydım! İçeride olma ihtimalinin verdiği vicdan azabı da cabasıydı! Uykularım kaçıyordu. Doğru mu yapmıştım?

Üçüncü bir göze ihtiyacım vardı. Farklı bir doktora gitmeye başladım. İki günde bir ultrasona giriyor,  keseyi bir yerlerde görür müyüz diye bakıyorduk. Arada birkaç kemoterapi iğnesi daha oldum. Çünkü hamilelik hormonu kanımdan bir türlü gitmek bilmiyordu.

Bir ayın sonunda doktorum ‘Müjdemi isterim’ dedi! Keseyi, geçen dış gebeliğimi geçirdiğim tüpümde görmüştü! Yaşadığım nasıl bir vicdan azabıysa, o sırada çok mutlu oldum. Ertesi gün acil ameliyata alınacaktım, artık tüpümü aldırmaktan başka çarem yoktu. Mutluluk içinde hüzün, hüzün içinde mutluluk, mutluluk içinde bir daha hüzün, iniş çıkışlar yaşıyordum. Ruhumu nasıl sağlam tutabileceksem, o kadar sağlamdım işte!

Ertesi gün gözümü açtığımda yine yeni doğan katındaydım. Bebek ağlamaları ve kutlamalar eşliğinde, tek tüpünü aldırmış, tescilli, %50 kısır bir kadın olarak uyandım yeni hayatıma.