SEZERYAN: BEBEĞİMİ İÇİMDEN KOPARIP ALDILAR

Sezeryana zorlanmış bir annenin sessiz çığlıklarını duyacağınız, üzerine düşen karabasanı iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir yakarış.

1

ONU İÇİMDEN KOPARIP ALDILAR – Saatler sonra ‘Al, bu senin’ diye kucağıma verdiler…

Bugün sizlerle farklı bir hikaye paylaşacağım. Şükür ki bebeğine kavuşan bir anne var hikayenin sonunda. Fakat ne tür bir travmayla…

Burada hep umut hikayeleri okuduk. Bu da aslında yine sağ salim kavuşmayla biten bir hikaye. O yüzden tereddüt etmeden yayınlıyorum. Ama biraz doktorlarımıza, biraz hastane çalışanlarımıza, doğumhane servisindekilere farkındalık oluşturması için yayınlamaya karar verdiğim bir yazı. Sezeryane sürklenen bir annenin, hiç iletişimsiz ve hayal ettiklerini gerçekleştirmesine fırsat verilmemiş bir doğum hikayesi. Bir annenin sessiz çığlıklarını duyacağınız,  üzerine düşen karabasanı iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir yakarış. Ben okurken gerçekten çok etkilendim. Umarım kısa zamanda bu travmayı atlatır ve kucağındaki mucizevi varlığa çok daha sıkı sarılabilir sevgili annemiz.

“ 9 ay…

Senin yola çıktığını öğrendiğimizden beri evimize, hayatımıza yerleşen o mutluluk duygusunu, huzuru anlatmaya kelimeler yetmez. İnsana bir dinginlik geliyor sanki. Hayatınızın aşkıyla birlikte başka bir aşka yelken açmaya hazırlanıyorsunuz…

Okuyup, araştırmak ve sağlıklı beslenmekle geçen günler… Fazla kalsiyuma bağlı aniden oluşan böbrek taşı ve sancıları, erken doğum riski nedeniyle 4.ayımızda spinal anesteziyle böbrek operasyonu ve alınamayan taşların doğuma kadar en azından sancı yapmaması için stent takılması… Ama yine de çok mutlu olmak… Dinlenerek, müzik dinleyerek, hazırlıklar ve listeler, sevgiliyle geçen heyecanlı, meraklı ve güzel anlar… Mutlu zamanlar… Sen hep bizimle, içimde… Ve biz inanılmaz mutlu… Her şey bir masal gibi… “

**********************************************************************************

“ 14 gün…

Güneşin sıcağı, gecenin karanlığı, babanın kokusu, evimiz ve kedilerimizle tanışalı tam 14 gün oldu.

Senin kokunla, minik gülümsemenle, meraklı bakışlarınla tanışalı 14 harika gün…

Herkesin üzgün halim ve sürekli aniden dolan gözlerimin sebebinin lohusalık olduğunu söyleyip durduğu koskoca 14 gün… ”

**********************************************************************************

“ 18 Nisan 2016…

Sabah 06.00 gibi uyanmıştım, tuvalete gitmemle birlikte nişanın geldiğini gördüm. Doğumun bugün, yarın başlayacağının habercisi…

Aşırı sakin ve ne yapması gerektiğini bilir bir haldeydim. Sanki bedeniniz ve beyniniz buna zaten programlı ve hazırmış gibi. Önce doktoruma mesaj attım; nişanın geldiğini ve ne yapmamızı önerdiğini sordum. Eşime ve kendime kahvaltı hazırladım. Hiç sancım yoktu, sadece karnımda kelebekler uçuyordu. Çok mutluydum ve huzurlu… Doyurucu bir kahvaltının ardından duşa girdim ve yola çıkmaya hazırdık. NST çekilip evimize geri gelecektik. Sancılar başlayana kadar huzurla evimizde vakit geçirecektik oysaki…

Oysaki 9 ay boyunca buna hazırlanmıştık, Dr.umuzla konuşmuştuk, onayını almıştık. (ki aksi durumda Dr. değiştirecek kadar kararlıydık)

Sancılar başlayınca hastaneye yatış yapacak ve odamızda alacaktık kızımızı kucağımıza. O garip ve ürkütücü çatallı masada, soğuk doğumhanede değil. Araştırmıştık, pek çok kişi pek çok doğum gerçekleştirmişti bu şekilde, Türkiye’de bile hatırı sayılır rakamlarda hem de…

Pilates topumuzla açılma egzersizleri yapacaktık. Yoga matımızın üstünde, yerçekimine karşı gelmeden kızımızın gelişini karşılayacaktık. Eşim ve ben bu muhteşem olayın her anını birlikte sakince ve mahremiyet içinde yaşamak istemiştik. Birazcık mahremiyet ve saygı istemiştik sadece… Anne baba olmak üzereyken en doğalından basit bir istekti… Sanki başımıza gelecekleri önceden hissetmişiz gibi ısrarla istemiştik.

Hastaneye vardığımızda yüzlerimizde biraz şaşkın biraz heyecanlı bir gülümsemeyle ebe hemşireye nişanımın geldiğini söyledik. Açılma var mı diye muayene etmek istediğini söyledi. Nst çekilmesini beklerken kendimi çatallı masada, hiç uyarma zahmeti göstermeden işini robotik bir edayla yapan ebenin ellerinde buldum. Canımı daha çok yakan neydi bilmiyorum? Muayene mi yoksa ebenin “sen bir de normal doğuracağım diyorsun, imkânsız” sözleri miydi? İlk yâda beşinci fark etmez; doğurmakta olan bir kadına hayatının en güzel anında düşüncesiz davranmak için nasıl bir sebebi olabilir insanların diye çok düşündüm. 14 gündür düşünüyorum ve sürekli ağlıyorum…

Kapıda bekleyen eşime ulaştığımda artık hıçkırarak ağlıyordum. Az önce sanki o çatallı masada bir başıma, korunmasız haldeydim. Yabancıların arasında… Elini sıkıca tutmak ve hiç bırakmak istemiyordum. Sığınağım, aşkım beni ve kızımızı korurdu, bırakmazdı.

Yan tarafa sancı odasına alınarak nst’ye bağlandım sonunda ve henüz sancılarımın başlamadığına ebeyi de inandırmış oldum. Eve gitmeye hazırlanırken Dr.umuzun yatış yapmamızı istediği haberi geldi. Neden, niçin diye öğrenmeye çalışırken sürekli odaya gelip giden ebe hemşirelerin sezaryen yapmamız yönünde telkinlerine maruz kalıyorduk. Normal doğum için yaşım müsait değilmiş de, daha muayeneye katlanamamışım da. Sanki doğal yolla kızımızın içimden çıkması ile dışardan müdahale edilen çatı muayenesi aynı şeymiş gibi…  Suyum bile gelmemişti ama “gelmek üzere, sanki gelmiş” gibi birbirini tutmayan sözler uçuşuyordu. Acaba gelmişti de ben mi anlamamıştım? Riske de atmak istemiyorduk ama içimden biliyordum, emindim; bir sorun yoktu, her şey güzel olacaktı!

Kafamız allak bullak olmuştu. Bitmek bilmeyen baskılarla karşı karşıyaydık. Kendilerine göre haklı olduklarını düşünen doktor ve ebe hemşireler bizi ikna etmeye çalışırken ne kadar korkuttuklarının ve üzdüklerinin farkında bile değillerdi… Doğum yapacak olan bana mı güvenmiyorlardı yoksa kendilerine mi bilmiyorum? Ama sezeryanın onlar için daha güvenli bir yöntem olduğu kesindi. 9 ay boyunca beni yeteri kadar tanıdığını düşündüğüm doktorum bile şimdi bir yabancı gibi duruyordu karşımda. Aylardır planladığımızın aksine sözler söylüyor, komplikasyonlardan söz ediyor ve farkında bile olmadan bizi korkutuyordu.

Sabah 08.00’den 14.00’e kadar ne sancılarım başlamış ne de suyum gelmişti. Kızımız daha hazırlanıyordu. Doğum pozisyonuna geçmişti zaten bir aydır ama işte görünen o ki daha vaktimiz vardı. Akışa bırakmalıydık kendimizi, sakince… Ve mutlu olmalıydık! Ama nafile…

Geçen her dakika ve söylenen her söz ile daha da yıkılıyor daha da ağlıyordum. Mutlu ve huzurla uyandığımız bu güneşli günde, her şey kararıyordu… Oradan çıkıp gitmeliydik… Ya da ne bileyim, inat edip, onları dinlemeyip odamıza çıkmalıydık, tüm sorumluluğun bizde olduğunu beyan eden kağıtlar imzalayıp vermeliydik… Ve sakinleşmeliydik… Ama olmadı, yapmadık, yapamadık!

Her konuda kararlı, planlı ve korkusuz bir çift olan biz; şimdi korkunun en derin kuyularına düşmüştük, dipteydik artık…

Hastane önlükleri getiriliyor, eşyalarımız odamıza çıkartılıyor, yatış işlemleri için eşim aşağıya çağırılıyor… Madem sezaryen yapıyoruz, o zaman böbrekteki stenti de çıkaralım hemen ardından deniliyor… Bebeğimizi görebilmem için spinal anesteziye karar veriliyor… Tüm bunlar sanki derin bir uğultunun içinde gerçekleşiyordu ve benim içimdeki sessiz çığlıkların…

Eşimin elini bırakmak istemiyorum… Beni bir tek o koruyabilir çünkü… Beni ve kızımızı…

Ameliyathanenin kapısındayım artık, beni içeri alıyorlar… İçimden çığlık çığlığa ama aslında sessizce deli gibi ağlıyorum… Sadece “eşim” diyebiliyorum hıçkırıkların arasında… “gelecek, giyiniyor” diyip duruyorlar… Sonradan öğreniyoruz ki o sırada ona da sürekli “bekleyin, çağıracaklar” diyorlar…

Çok kalabalık ve soğuk… Neden bu kadar kalabalık olduğunu sorduğumu hatırlıyorum… Öyle olması gerekiyormuş… Ama 10 ya da 15 kişi var sürekli girip çıkan içeri… Ameliyathanenin kapısı sürekli açılıp kapanıyor… Sürekli bakanlar… Sanki orda yoksunuz… Sanki sizi görmüyorlar…

Belinizden iğneler girerken, ayaklarınız yavaştan uyuşur ve hissizleşirken… Çıplaksınız… Korunmasız… Ve buz gibi… Dişlerimin birbirine vurduğunu hatırlıyorum… “eşimmmm” diye hıçkırıklara boğuluyorum, korkuyorum deli gibi anlatamam… Sürekli girip çıkanlar, içerde dönüp duranlar, “sondayı ben takıcam” “hayır ben” tartışması yapanlar… Uyarmadan birden açılan damar yolları, acı…

Kollarımı bağlıyorlar… Ve kimse beni dinlemiyor… Ağlamaktan öyle hale geldim ki artık gözyaşım çıkmıyor sanki… Hıçkırıklar boğuk seslere dönüşüyor… Aşkım nerde? Neden beni korumuyor? O sırada elimin onun avuçlarında olduğunu bilmeden, yanı başımda olduğunu fark etmeden… Çok korkuyorum ve buz gibi… Sesler yükseliyor makineden… Tansiyonum çıkıyor… Aşırı şekilde sarsıldığımı hatırlıyorum… Deli gibi bir baskı, basınç… “yavaşşş olunnn” diye bağırmaya çalışırken her şey kararıyor…

O sıralarda…

Eşimi bir süre oyaladıktan sonra içeri alıyorlar… Yanı başımda duruyor ellerim avuçlarının arasında… Tansiyonumun yükselişini, makinelerin deli gibi ötmesini, bayılmamı, kesilmemi, bebeğimizi görüyor… Tüm bunlara tek başına şahit oluyor, benim yanımda ama bensiz bir deneyim yaşıyor… Hem de korkutucu bir deneyim… Hem de en güzel olması gerekirken…

Bir yandan beni korumaya gözetmeye çalışırken, bir yandan bebeğimizle tanışıyor… Her şey o kadar ani ve beklenmedik gerçekleşiyor ki şaşkınlık ve korku içinde… Dik durmaya çalışıyor bir yandan… Bir eş ve sevgili olarak bir baba olarak sadece koşturuyor hastane içinde… Bebeğimizle beraber bir üst kata, devam eden böbrek ameliyatıma yanıma bir aşağıya… 15.30’dan 18.15’a kadar dehşet ve şaşkınlık içinde böyle geçiyor…

Uyandığımda odaya çıkmak üzere asansöre biniyorduk… Odaya geldiğimizde kalabalığı görüp “gitsinler” diye ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Tarifsiz bir mutsuzluk içindeydim. Doğum mu yapmıştım? Kızımız mı olmuştu? Neredeydi? Tek hatırladığım derin bir mutsuzluk, kör bir kuyunun dibindeydim… Ta ki eşim telefondan kızımızın kocaman gözleriyle bakan fotoğrafını gösterene kadar…

“bak bu senin” dedi… İçim karmakarışık oldu… Hüzün, sevinç, korku, mutluluk, isyan… Emin değilim hangi sıralamayla oldu…

Ve duvardaki saat 18.35’i gösterdiğinde nihayet kucağımdaydı… Aşkım yanı başımda… Kızımızla birlikteydik… Şükür…

Ama lakin nötr bir haldeydim… Hastanede kaldığımız 2 gece 2 gündüz süresince uyumadım, ağlamadım, gülmedim, sürekli bir koruma içgüdüsüyle kalkanlarım açık savunmadaydım… Evimize gelip de birlikte geçirdiğimiz ilk gecenin o derin sessizliğinde başladım hatırlamaya, an be an her şeyi…“

**********************************************************************************

“ 15 gün…

Bugün daha iyiyim… En azından gün içinde hiç ağlamadım, gece çökünce hayırlısı artık…

Bugün kafam bir miktar daha berrak…

Olayın kendine takılmak yerine, düzeltmeye çalışmanın doğru olacağını elbette ki biliyorum ve deniyorum… Ama bilmek bazen yetmiyor, yine de deneyeceğim…

Neler planlamıştık? Neler hayal etmiştik? Aslında nasıl ilerlemeliydi her şey?

Bu böyle uzar gider.

post_partum_depression_solutions

Ama özeti şu:

Pek çok meslekte de olması gerektiği gibi özellikle sağlık sektöründe dikkat etmeyi unuttuğumuz bir konu var: Her hikâyenin başrolündeki hasta farklı, onun hikâyedeki varlığı asla unutulmamalı! Yıllarca okuduğunuz bilgiler, belki yüzbinlerce hastadan edindiğiniz tecrübelerle şekillenmeye devam etmeli.

Hastanın isteklerine saygı göstermeyi bırakın nerdeyse oradaki varlığını inkâr eder hale gelmişiz… Muayenelerden söz etmiyorum. Ama operasyon kısmında yer alan doktor, hemşire tüm sağlık görevlilerinin ciddi bir eğitim alması gerekiyor. Hastayla birebir doğru iletişimde bulunmayı, kendi aralarında şahsi sohbetler yapmamayı, madem hasta baygın değil her harekette kendisi bilgilendirerek ilerlemeyi öğrenmeliler. Sizler bunu her gün yapıyor ve işinizi çok iyi biliyor olabilirsiniz ama biz her gün o masaya yatmıyoruz. Zaten travmatik olan bir durumu körüklüyorsunuz. Psikolojik olarak yaşanan bir yıkımın fizyolojik sorunlar da yaratabileceğini unutuyorsunuz.

Sizler hiç farkına varmadınız bile… Beni ve eşimi korkuttunuz… O kadar ağlamama ve isyanlarıma rağmen hiç düşünmediniz, acaba yanlış mı yapıyoruz diye? 9 aydır sanki beni hiç tanımamışsınız gibi…

Ameliyathaneye alırken hıçkırıklarla ağlarken ve eşimi isterken feryatla, “durun biraz bakalım, eşin gelsin bir sakinleşin beraber, korkacak bir şey yok” gibisinden rahatlatıcı konuşmalar yapmaya çalışmadınız… Sanki bir suçluymuşum gibi, sanki görevini yapmakla yükümlü gardiyanlarmışsınız gibi hızlıca ve umarsızca devam ettiniz…

O kadar insan, ameliyathanedeki onca insan… Hiç biriniz beni fark etmediniz… Krize girmek üzere olduğumu fark etmediniz… Eşimi istedim yanıma… Yanıma geldiğini elimi tuttuğunu anlamama bile izin vermediniz… Eşimle birlikte bebeğimizi görebilmek için spinal anesteziye katlanmışken, fırlayan tansiyonum yüzünden bayıldım, eşim bir anda korkuyla yalnız kaldı orada… Bizim yüzümüzden oldu demediniz… En ufak bir hata bulmadınız kendinizde… Her şey doğruydu size göre, her şey sorunsuz… Sorun bendeydi size göre, çok korkmuştum… Siz korkutmamıştınız size göre…

Sanki bu kadın hayatı boyunca doğum yapmıştı… Sanki sezaryen çok kolaydı… Sanki her zaman soğuk metal bir masada 15 kişinin önünde çıplak yatmıştı… Hiç düşünmediniz…

**********************************************************************************

Şimdi tüm bunlar yüzünden 14 gündür boşlukta sallanıyorum, içimdeki boşluk hissinin acısı tarifsiz… Sizin yüzünüzden…

Göbek kordonunun atımı durana kadar bekleyecektik kesmeden önce, söylemiştik konuşmuştuk… Bizim için, kızımız için çok önemli olan bu konu kafamızda hep soru olacak. Görmediğimiz için inanmamız zor… Plasentamızı alacaktık, kızımızın adına dikeceğimiz ilk ağacın dibine gömecektik… Unutturdunuz…

Ben kızımı doğumdan yaklaşık 3 saat sonra gördüm.

Doğumla ilgili ufacık bir hissim bile yok maalesef, ben mi doğurdum bu minik kızı? Evet, kızımın artık içimde olmadığını biliyorum tabii ama… Kollarımda duran bu narin güzellikle içimdeki boşluk hissinin bağını kuramıyorum bir türlü. En güzel anımızı çaldınız…

Eşimin yaşadığı travmayı anlatmanın imkânı yok… Sadece kendinizi bir an için onun yerine koymaya çalışın… Dayanabilir misiniz bir düşünün… Eşimin, bir sevgili ve bir baba olarak yaşayacağı ilk anlarını çaldınız… Yerine kötü bir rüya bıraktınız…

Sezaryen sonrası doğal olarak sütüm gelmediği için mamaya başladık, ilk kolostrum sütünü kaçırdık kızımla. Şimdi “sütün ne kadar geliyor” “mamayı arttıralım” “olmadı azaltalım” diye debeleniyoruz. Sütümüzü kaçırdınız…

Evinin düzenine, kendine yetmeye ve sakinliğe alışmış birini bakıma muhtaç hale getirdiniz. 15 gündür ayaklarıma ulaşamıyor, küvete bile yardımsız giremiyorum. Hareket kabiliyetimi aldınız…

İlk günlerimizi çekirdek aile geçirmek istemiştik, birbirimize alışmak, her ilkimizi anne baba olarak biz yapmak istemiştik. Şimdi kalabalık içinde koşturmacayla geçiyor günler, anlayamıyoruz bile… İlk anlarımızı çaldınız…

En kötüsü de yatağıma yatamıyorum. Şefkate en çok ihtiyacım olan şu zamanda eşimin kollarındaki uykudan mahrum oldum. Bir arada birbirimizi iyileştirmemiz mümkünken ikimizde sanki yalnızız, hasretiz. Aşkımızı çaldınız…

En ufak bir hata bulmadınız kendinizde… Her şey doğruydu size göre, her şey sorunsuz… Sorun bendeydi size göre, çok korkmuştum… Siz korkutmamıştınız size göre… Hiç düşünmediniz…

Acaba bu gece; o karanlıkta o sessizlikte bir başınıza kalınca benim gibi düşünür müsünüz?

1 YORUM

  1. MERVE HANIM,BÜTÜN YAZILARINIZDA OLDUĞU GİBİ NEDE GÜZEL AKTARMIŞSINIZ YAŞANAN OLAYI VE DUYGULARI.İNANIN HER YAZINIZI ÖYLE BÜYÜK ZEVKLE OKUYORUM Kİ.
    EVET MAALESEF ÜLKEMİZDE KADINA VE GENEL OLARAK HASTAYA SAYGIDAN YOKSUN TIBBİ BİR EKİP VAR.ANLAYIŞSIZ VE TAMAMEN İNSANİ DUYGULARINI KAYBETMİŞ.İSTİSNALAR DIŞINDA TABİ.
    BEN NORMAL DOĞUM YAPTIM FAKAT İNANIN NEREDEYSE SEZARYEN YAPMIŞ KADAR OLDUM,DOKTORUMUN SAYESİNDE.O KADAR UMURSAMAZ O KADAR BENCİLMİŞ Kİ DOKTORUM.HAMİLELİK SÜRECİNCE HİÇ FARK EDEMEMİŞİZ.DOKTORUM HERŞEY NORMAL, NORMAL DOĞUM YAPACAKSIN DİYEREK BENİ TEŞVİK ETTİ.FAKAT DOKTORUMA DOĞUM BAŞLADIĞNDA SİZE NASIL HABER VERELİM DEDİĞİMDE;BENİ ARARLAR DEMESİ BENİ ŞOK ETMİŞTİ.NE YANİ TELEFONUNU VERMEYECEK Mİ,DEMİŞTİM EŞİME.DAHA O ZAMAN ANLAMALIYDIM BAŞIMA GELECEKLERİ,AMA İNSANIN BAZEN BASİRETİ BAĞLANIR YA ÖYLE OLDUM İŞTE.NEYSE HİKAYEMİN DEVAMINI SİZE MAİL OLARAK ATACAĞIM,NORMAL DOĞUM BİLE OLSA BİR ANNEYE YAŞATILANLAR VİJDANSIZCA.İNANIN BU OKUDUKLARIMLA DOĞUM ANINI TEKRAR YAŞADIM.SİZİNDE DEDİĞİNİZ GİBİ HERKES AYNI DEĞİL…HEPİMİZİN HİKAYESİ VE YAŞANMIŞLIKLARI FARKLI…HEPİMİZ BU HAYATTA FARKLI OYUNCULARIZ…SEVGİLER