BİR REGRESYON HİKAYESİ VE ANNE OLMAK!

3

Bir Regresyon Hikayesi

Omuzlarımda yılların verdiği yükle apartman kapısına vardığımda, durup düşündüm. Gerçekten işe yarayacak mıydı tüm bu çabalar? Daha önce hiç inanmadığım, tamamen gerçek dışı bulduğum meditasyonların içinde bulmuştum kendimi. Merdivenlerden yukarı çıkarken hala kafamda soru işaretleri vardı. Değecek miydi vereceğim bunca zamana, paraya? Değmese bile ne olacak ki, en azından benimle aynı duyguları paylaşan biriyle tanışmış olacağım diye düşündüm. ‘En nihayetinde onu dinleyip, hikayesinde bir umut ışığı bulsam bile değer’ dedim ve zili çaldım.

Bekleme salonuna geçtiğimde, içerdeki insanların çaktırmadan suratlarına bakıyor, onları buraya getiren acı dolu hikayelerini merak ediyordum. Hayat onlara ne  tür ağır roller dağıtmıştı ki, buradaydılar? Sonra hiç derdi olmayan, bu yüzden bu tarz meditasyonların M sinden anlamayan inanlara artık özenmediğimi fark ettim. İçinde bulunduğum durum sayesinde, gelmiş olduğum ruhani noktaya şükrediyordum.

Odaya girdiğimde sımsıcak bir kadın karşıladı beni. Hikayesini dinlerken kendimden çok şey buldum. Benimle aynı yoğun duyguları yaşamış olan bu kadına büyük hayranlık ve sempati duydum.

Rahatlamamı ve kendimi onun yönlendirmelerine bırakmamı istedi. Yaptım da. Gözlerimi kapattığımda kendimi geçmiş zamanlarda bir yerde bulmamı istedi. Neye benziyordu orası? Kadın mıydım erkek mi? Yoksa bir kedi veya kuş mu?

Gözümde bir kadın belirdi; eski zamanlara ait lila bir tuvalet giymiş, kıyafetinin kol ağzında, bel kısmında ve etek ucunda beyaz saten fırfırlar vardı. Elinde bir sepetle, büyük verandası olan bir bardan çıkıyordu. Belli ki alışveriş yapmış, bardan henüz eve dönmemiş olan kocasını arıyordu.

“Bu kadın kim?” diye sordu.

‘O kadın’, bendim…

Bardan çıktıktan sonra evin yolunu tuttu kadın. Evde kızı ve oğlu yemek hazırlaması için onu bekliyordu. Hiç vakit kaybetmeden onların alnına birer öpücük kondurup, yemek hazırlığına koyuldu. Hava iyice kararmaya başlamıştı, fakat kocası hala eve gelmemişti. Her zamanki gibi yemeğe yetişememiş, geç vakitte zil zurna gelecekti. Birde o kadar alkol aldıktan sonra, hırpalıyordu kadıncağızı. Koca göbeği, bakımsız giyimi ve ablak suratıyla tam bir ayıydı! Nasıl evli kalıyordu bu adamla anlayamadım… Defalarca bırakıp kaçası gelmesine rağmen bir türlü başaramamıştı. Ta ki son tartaklandığı gece, canı çok yanmış ve çaresiz bir halde her şeyi geride bırakıp karanlık yolda elinde bohçasıyla sessizce koşarak kaçana kadar sabretti tüm bu kabus hayata.

Fakat çocuklar? Çocuklarını bile almadan, bırakıp gidecek kadar dolmuştu kadın. Her şeyden, kocasından öyle bıkmıştı ki, onları düşünecek bile hali kalmamıştı. Tek derdi bir an evvel oradan uzaklaşmaktı. Yaptı da.. Bilmiyordu tüm hayatı boyunca bunun pişmanlığını duyacağını.

Kocasından öylesine korkuyor ve nefret ediyordu ki, hiçbir zaman bulmaya yeltenmedi çocuklarını. Tüm hayatı boyunca onları hasretle anımsadı, yüreğinde bir bıçak ağrısıyla sallanan bir koltukta yapayalnız can verdi yaşlandığında kadın.

Yüreğime oturan bu hikaye benim miydi? Bu ben olamazdım ama öyle çok bendi ki, kalbimdeki ağrı şiddettini arttırdı. Ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar oluk oluk akarken, bana çocuklarımı neden bıraktığımı sordu regresyon yapan kişi. Pişman mıydım?

Çok pişmandım. Ağlamaktan ve gözyaşlarımdan konuşamaz haldeydim. Çocuklarımı bulmamı ve onlardan özür dilememi istedi. Şimdiki ben olarak gidecektim yanlarına. Biraz zorlandıktan sonra iki güzel çocuğu evlenmiş ve kendi ailelerini kurmuş bir halde buldum. Yalvardım, af diledim onlardan.

“Ben yaptığım bu hata yüzünden şimdi çok büyük acılar çekiyorum, lütfen beni affedin, ve serbest bırakın. Şimdi benim güzel minik bir bebeğe çok ihtiyacım var, büyük acılar içinde onu bekliyorum. Ama size yaptıklarımdan ve beni affetmediğinizden dolayı bu bir türlü mümkün olmuyor. Ben sizi bıraktığıma çok pişmanım, bu hayatta evlat sahibi olabilmek için çok büyük acılar çekiyorum. Geçmişte yaptığım hatanın bedelini çok ağır ödüyorum burada. Ama lütfen beni affedin artık, izin verin, acılarıma bir son verin.”

Çocuklar annelerini affetti. Çok zor da olsa, ikna etmeyi başarmıştım. Yaşadığım yoğunluktan gözkapaklarım tamamen ağırlaşmış, ağlamaktan gözlerimin içi kızarmıştı. Baktım karşımdaki o tatlı kadın da ağlıyor… Gözyaşları arasında birbirimize sarıldık. Kapıdan çıkarken ruhumdaki rahatlamayı hissediyordum. Yaşadığım bu hikaye belki benim bilinç altımda yıllardır biriktirdiğim, korkularımdan ve düşüncelerimden arınmama, ve inanılmaz rahatlamama sebep oldu. Bilmiyorum, belki de yılların yükünü bu kadar güzel ağlayarak çıkarmış da olabilirim. Ama her ne olduysa oldu, ve işe yaradı. O günden sonra kendimi çok özgür hissettim.

 

Sevgiler;

 

Melina’s Mom

 

 

 

3 YORUMLAR

  1. Merhaba;
    Seninle Essi Nişantaşı’nda “Anne-bebek beslenmesi” söyleşisinde tanışmıştık. O gün blogdaki yazıların tümünü okuyup okumadığımı sormuştun,evet artık tümünü okudum. Bazı insanlar ilk tanışma anında iyi duygular, pozitif düşünceler hissettirir, sen de öyle oldun. Kimbilir o gün tanışmasaydık blogu da bu kadar ayrıntılı okumazdım.Hayatta herşeyin bir nedeni olduğuna inanan bir insanım. Tüm yaşadıklarımız bizi biz yapıyor, hiçbirşey rastlantıdan ibaret değil. Bu yazının üzerine de bu samimi anlatımlarının ve kocaman kalbinin hep mutlulukla dolu olmasını yürekten dilediğimi yazmak istedim.Sevgiler