EVLAT EDİNME HİKAYESİ, YAZI DİZİSİ – BÖLÜM IX

1

Gönüllü Anne Oluyorum

Uzun bir sürenin sonunda tuhaf bir şekilde rahatlamıştım.

O sabah yuvaya gittim sosyal gelişim uzmanı ile görüşmeye. Sistemle ilgili genel bir bilgi verdi. Yuvaya bırakılan her çocuğun evlat edindirilemediği, bir kısmının ailesinin yanına geri döndüğü veya koruyucu aileye verildiği ve gönüllü annelikte çocukların dönem dönem değişebileceğini anlattı. Evlat edinme sürecindeyim diye, gönüllüsü olduğum çocuğu evlat edinme talebinde bulunmayayım diye de biraz temkinli davrandı.

Ama ben, niyetimin o olmadığını, sadece oradaki çocuklara ufacık bile olsa faydam olsa kendimi şansı hissedeceğimi anlattım. 0-12 yaş arası bir yuva, yaş tercihimi sordu, hiç farketmez dedim. Laf aramızda yaşı biraz daha büyük kızlar hep bize üniversiteli gönüllü bul abla, yaşlı istemiyoruz diyorlarmış 🙂

Haftanın belli bir günü, yarım gün, yuva içinde kalmak koşulu ile çocukla istediğimiz aktiviteyi yapmakta serbestmişiz. Kitap okuma, oyun oynama, ders çalışma, resim yapma, bahçedeki parka çıkma vs gibi. Çocuk zaten sizi yönlendirir ne istediğine dair dedi.

Çok fazla duygusal yaklaşma taraftarı değiller, duygusal bağın uzun dönemde misal gidememeye başladığınızda çocuk için olumsuz etkisi oluyormuş. O nedenle anne yerinde değil de abla, arkadaş veya öğretmen gibi vakit geçirilmesini tercih ettiklerini anlattı. Gelen kişi için de çocuk ailesine dönerse veya koruyucu aileye verilirse duygusal aşamada sıkıntı yaşanabiliyormuş. Minimum zarar maksimum fayda elde etmeye çalışıyorlar haklı olarak. Kendi adıma duygusal bir bağ kurmadan birşeyler yapabilmem çok zor aslında hele ki şu durumda ama oradaki çocuklar, hele ki yaşını doldurmuş çocukların arasına girdim ben daha önce. 5 yaşında altı bezli, adını söyleyemen melek gördüm. Dedim ki kendi kendime, kızım başlatma duygusallığına… Sen üzülüyorsun gördüğün şeye belki ama o çocuk bunu yaşıyor. Eğer onun için bir faydam olsun diyorsan az hakim ol kendine, kazık kadar kadın oldun.  Mutlaka kendimle kaldığım anlarda farklı duygular yaşayacağım, mutlaka bağlanacağım, seveceğim ama onun faydası için anne değil abla olmalıyım. Tamam dedim uzmana, ne yapılması gerekiyorsa temizlik işleri bile olur, çocuklara kitap okurum veya, yada ne bileyim bir tanesine okumayı yada en basiti konuşmayı öğretirim; yeter ki faydam olsun.

Yaşı küçük ama yüreği kocaman olan uzmanımızla anlaştık, hazırlamam gereken evrakları söyledi. Muhtardan ikametgah, aile hekiminden sağlık raporu, 2 resim, e-devletten adli sicil belgesi ve tabiki olmazsa olmaz nüfus cüzdanı fotokopisi. Bir hafta sonra hangi yaş gurubunda gönüllü annelik yapacağımı ve hangi gün gideceğimi öğrenecektim. Yaş gurubu veya gidilebilecek gün/saati belirleyebiliyorsunuz ama ben zaten evde olduğumdan her gün uygun bana. Her bir tercih için farketmez hakkımı kullandım…

Bu arada yuvaya gitmek için en az 4 vasıta değişteceğim, 2 saatlik yol bana. Olsun giderim ne olacak ki… Bir çocuğun yüzünde tebessüm olacaksam eğer… Kızım gelene kadar yemekteki tuzda tanem olur inşallah…

Küçük Adamımla Tanışma

Evrakları teslime gittiğim gün tanıştım ben küçük adamla. Gönüllüsü olduğum 9 yaşında bir oğlan çocuğu uzmanın arkasından başını uzatıp utanarak bana baktığı, mahçup bir gülümseyiş yolladı bana ve yeniden saklandı uzmanın arkasına. Arayanı soranı ziyaretçisi olmayan bir çocuk, ilk kez onu birisi görmeye gelmiş.

Top oynayalım mı, dedi bana tanıştıktan sonra. Parmak uçlarıyla elimden tutarak bahçeye çıktık. Hangimiz daha heyecanlıydık emin değildim. En az onun kadar ne yapacağını bilmez vaziyette, birbirimize top attık, tek kale maç yaptık. Yaz sıcağında ter içinde ve nefes nefese top peşinden koşan bu kocaman kadın, aylar sonra ilk defa kendini mutlu ve rahatlamış hissetmişti. İlk tanışmamız kısa sürdü yaklaşık 15 dakika beraberdik ama sonrasında her hafta Pazartesi sabahtan öğlene kadar yanına gidecektim.

Eve geldikten sonra ve tüm gece o yaş gurubundaki çocukların psikolojisi, gelişimi vs ile ilgili araştırma yaptım internette. Sonra beraberken hem eğlenebileceği hem de gelişimine katkısı olabilecek faaliyetler düşündüm.

Her gidişimde bir çocuk dergisi aldım. Her seferinde bir heves açıyoruz dergiyi, içinde ilginç bulduğu şeyleri okuyoruz biraz. Açıkçası bunu çok severek yapmıyordu o sıralar ama 2. sınıfı bitirmiş, okumaya alışsın, sevsin, okuması hızlansın diye ben biraz zorluyordum. Sonra içinden çıkan oyun varsa onu oynuyorduk. Hafıza oyunu vs çıkıyor bazen, daha çok seviniyorum ben. Çoğunlukla da beni yenmesine izin veriyordum. Sen çok akıllısın, sen daha şanslısın diye azıcık gaza getirip moral verecek ama bu kez daha arkadaşça cümleler kuruyordum. Çak diyorum mesela, gülücüklerle çakıyor avucuma… Bir seferinde dergiden çıkanlarla robotlar yaptık beraber.

Sonra erkek çocuk malum top istiyor 🙂 Birgün bana sen yaşlısın çabuk yoruluyorsun ben daha çocuğum yorulmadım dedi 🙂 Omuzuma alıyorum mesela o uçak oluyor, uçuyoruz beraber. Bazen resim yapıyoruz. Resimlerde denizi hep dağların arkasında uzakta çiziyor; İzmir’deyiz ama başka bir şehirden gelmiş ve denizi görmemişti henüz. Çocuk parkı var kurumun içinde bazen orada bana nasıl kaydıraktan ters çıktığını, salıncakta nasıl sallandığını gösteriyor. Ben tabi sürekli alkış ve takdir modunda, bazen içim kalkıyor, diyorum tehlikeli şeyler yaptığın zaman korkuyorum ben. Tehlikeli değil diyor ama ben düşecekmiş gibi hissediyor ve engelliyorum ister istemez.

Meyveli sütlerden götürüyorum, yarış yapıyoruz kim daha çabuk bitirecek diye, hep o yeniyor 🙂

Bir de telefona bir oyun istedi, ailesi ile beraberken abisiyle oynarlarmış, onu indirdim. Bazen onu da oynuyoruz.

Arada sohbet ediyoruz. Haftası nasıl geçti, neler yaptı onu anlatıyor veya ailesinden bahsediyor. Birgün götürdüğün dergide kayan yıldızlar vardı. Onu okuduk önce. Ben daha önce yıldız kayması gördüm dedi. Gördüğünde dilek tut dedim ben de… Tuttum, ailemin yanına dönebilmeyi diledim dedi… Böyle anlarda boğazınız düğüm düğüm oluyor, merak da ediyorsunuz mesela neden orada kaldığını. Ama gülümsüyorsunuz, güzel cümleler kurup, oyuna devam ediyorsunuz.

Benim oldum olası erkek çocuklarıyla ilişkilerim çok iyi değildi, hep kız çocuklarıyla daha kolay iletişim kurmuştum. Görüşmede yaş/cinsiyet kısmına hep farketmez dedim ama. Madem böyle bir işe girdim, kendimi düşünmek yerine faydalı olabileceğim birşey yapmak istedim. Şimdi 9 yaşındaki oğlanla iletişimde hiçbir sıkıntı olmadığı gibi, değişik bir bağ bile kuruldu aramızda… Evet erkek çocukları duygularını kızlar kadar mıncırarak öperek sarılarak veya sözle ifade edemiyorlar belki ama satır aralarıda sizin onun için önemli ve özel olduğunu anlayabiliyorsunuz ve bu anca yaşanılara anlaşılan bir duyguymuş…

Bir gün giderken yanımda muz götürmüştüm. Ayrılırken çantama muz koymaya çalıştı, yolda acıkırsan yersin dedi. Acayip duygulandım o gün. Benim için endişeleniyor ve beni düşünüyordu küçük adamım.

İlk yanına gitmeye başladığım zaman çekine çekine geliyordu yanıma. Önce adımları hızlandı, sonra koşmaya başladı. Öğlen ayrılma saatimiz geldiğinde, “Ben daha acıkmadım, onlar yemek yerken ben burda kalabilir miyim” demeye başladı, giderken son ana kadar dönüp el sallıyordu kuzucum bana.

evlat edimme

En zon sınavımı bir gün kurumun bahçesinde yavru kedi gördüğümüzde yaşadım. “Aaaa bak yavru kediiii. Annesi onu bırakıp gitmiş. Onu eve götür” dedi. Evde köpeklerimiz olduğunu, bahçede de kedilere baktığımı, ona bakabileceğim bir yerim olmadığını söyledim. Hem belki annesi gelip alacaktır dedim. Sonra evle ilgili sorular sormaya başladı. Ve sonunda bombayı patlattı “Ben de gelip seninle yaşasam ne güzel olur değil mi?”

Ah be küçük adam, o günün üstünden aylar geçti, seninle çok yol kat ettik beraber sevgi ve bağlılık adına ama o gün yaşadığım o boğaz düğümlenmesini hiç unutamayacağım sanırım. Hem güçlü olmak, hem de sana açıklamalar yaparken gülümsemek ve konuyu bir şekilde dağıtma çabasıyla diğer yandan seni yüreğime sokarak oradan çıkarmamak için kendime hakim olma adına duygularıma direnmem arasında ne büyük fırtınalar yaşadım bir bilsen…

İyi ki Doğdun Küçük Adamım

Küçük adamım yuvadan sevgi evine geçti. Sevgi evleri, kurum tarafından hazırlanan evler, belki televizyonda kamu spotlarına rastalmışsınızdır. Kurum dışarıda bir ev tutuyor ve çocukların ihtiyaçlarını da dikkate alarak dayayıp döşüyor. 6 çocuk kalıyorlar bizim küçük adamın evinde.  Evde başlarında yatılı kalan 3 bakıcı anneler var, her 24 saatte bir değişiyor. O evin yakınındaki okula gidiyorlar. İhtiyaçlarını yine kurum sağlıyor ama yuva değil ev ortamında kalıyorlar. Yuvaya göre daha az çocuk olduğu için bir tık da olsa daha fazla ilgi görebiliyor ve evde yaşıyor olmanın artılarını yaşıyorlar. Benim küçük adamım mesela eve geçtikten sonra kilo aldı, yüzü daha çok gülmeye başladı, kendini daha rahat ifade edebiliyor artık.

Tek sıkıntım, sevgi evine geçtikten sonra, peşinden okulların da açılması nedeniyle görüşme hakkımızın azalması. Artık ayda 1 gün görüşebiliyoruz (Gerçi ben biraz zorluyorum sanırım biraz daha sık görüşme imkanı yaratabiliyoruz), ama onda da sabahtan akşama kadar dışarıda vakit geçirme şansımız var. Diğer yandan artık eve gelip bizimle kalma şansı da olacak, valilikten onayımızın çıkmasını bekliyoruz. Sevgi evine geçtikten, gönüllü annelerin ayda 1 dışarda görüşme hakkı ve yılda 70 gün evinde misafir etme hakkı oluyormuş. Bu biraz gönüllü ailelik aslında. O yüzden bu aşamaya geçerken yeniden ev ziyareti, görüştürme, dosya oluşturma vs bir süreç gerekiyor. Henüz o aşamaya  geçemedim ama o yolda ilerliyorum 🙂

Daha az görüşme şansımız olduğu için daha çok özlüyoruz birbirimizi. Tek sıkıntımız bu şuan. Ama diğer yandan küçük adamım başlarda abla derken bana kendiliğinden anne demeye başladı, sürekli beni ne kadar çok sevdiğini söylüyor, sarılıyor öpüyor artık. Resimler yapıyor, mektuplar yazıp bana sürprizler hazırlıyor.

Başlarda kızım gelene kadar yapılabilecek bir şey olduğunu düşünmüştüm gönüllü anneliğin, ne büyük hata etmişim. Küçük adamımdan kopmam mümkün değil artık, yazarken bile gözlerim doluyor. Öyle çok seviyorum ki… Küçük adamıma bir görüşmemizde korka korka anlattım bir bebek geleceğini. Beni neden almıyorsunuz gibi bir tepki vermesinden korkuyordum. Oysa oğluşum, ben abi olacağım yani diye çok sevindi, üstelik kız kardeşi olmasına daha çok sevindi. Ne zaman gelecek diye bekliyor minicik yüreğiyle.

Artık dışaırda vakit geçirebildiğimiz için daha çok şey yapıyoruz. Sahile de gidiyoruz her seferinde, artık denize girmek için mevsim uygun olmadığı için taş sektirip deniz kabuğu topluyoruz. O deniz kabuklarıyla bir kutu yapmış oğlum, içine ona aldıklarımı koymuş. Nasıl ince, nasıl güzel bir kalbi var, ah küçük adamım benim…

Artık sinemaya gitme şansımız da oluyor. İlk sinemaya gidişimizde çok heyecanlıydı, yol boyunca nasıl bir yer, ne yapacağız diye sordu durdu. Daha sonraki gidişimizde daha güvenliydi kendine. Eşim film başlamadan isterse tuvalete girebileceğini söylediğinde “Sinemada ara oluyor, sıkışırsam o zaman girerim” dedi; dedi ama o öyle özgüven dolu bir cümleydi ki… Artık biliyorum demenin mutluluğu vardı o cümlede. Ondaki pozitif gelişmeleri izlemek beni çok mutlu ediyor.

Küçük adamımın doğumgünü yeni yaşamaya başladığı sevgi evinde kutlanacaktı. Normalde Sevgi Evlerin’e giriş iznimiz yok bizim, adresleri vs verilmiyor. Ama doğumgünü nedeniyle ufak bir ayrıcalık yaptılar bana 🙂 Çok güzel bir gün geçirdik. Ogün yanında olabilmek, buna izin vermiş olmaları ikimiz için de çok anlamlıydı. İlk defa bu kadar çok sarıldı o gün bana. Neredeyse hiç inmedi kucağımdan, hiç ama hiç bırakmadı elimi. Sürekli öptü durdu, kulağıma sürekli beni sevdiğini söyledi.

Kucağımdayken, biraz uyuyayım mı ben diye sordu. Uykun mu geldi, uyu tabi ki, dedim. Uykum gelmedi, sadece koynunda uyumak istiyorum dedi…

Pastasını üflemeden önce dilek tutmasını söyledim. Yıldız kaydığında tuttuğu dileği tekrarladı ve üfledi mumlarını. Sonra dönüp sarıldı bana, ben ailemin yanına dönersem bir daha seni göremeyecek miyim dedi sesi titreye titreye. İnşallah dedim, sen dönersin ailenin yanına, biz seninle nasılsa görüşürüz, gelirim ben seni ziyarete…

Diyeceğim o ki, yaşı büyük çocukla iletişim kuramazsınız, size alışamaz diyen çok var etrafta. Herkesin her konuda bilgisi olmasa da fikri var ne yazık ki, ama yaşayarak gördüm ki, sevgi ve sabır ile yaklaştığınız her yürek size karşılığını sevgi olarak verecektir.

Artık Gönüllü Ailesiyiz…

2015’in son günlerinde sonunda beklediğimiz onay geldi. Direk yılbaşı için yatılı kalması talebinde bulundum, sonrasında da tatil olacağı için 3 gece yatılı olarak bizimle olacaktı küçük adamım.

Günler öncesinde başladı hazırlığım. Çok heyecanlıydım. Öncelikle olmazsa olmaz yılbaşı hediyesi. Kurum çok pahallı hediyeler alınmasını istemiyor. O Nedenle birkaç oyuncak aldım, kitap, boya kalemleri. Hepsi ayrı ayrı paketlendi. Sonra pijama, çorap, çamaşır, eşoftman, sweet..Onlar da paketlendi. Çatı arasından yılbaşı ağacı ve süsleri çıkarılıp hazırlandı, altına hediyeleri dizildi. Bir arkadaşım da kızıyla beraber hediyeler almışlar küçük adamıma, onlar da hediyelerin yanına eklendi. Sonra odası hazırlandı. Pastalar yapıldı 🙂 Yılbaşı günü evden çıkmadan önce de akşam için hazırlıklarımın bir kısmını yapıp öğlene doğru evden çıktım. Üçbuçuk saatlik yolculuğum sonunda, okuluna zil çalmasından 2-3 dakika önce ulaştım. İlk kez vapura bindi; dışarıdayken her şeye karşı çok meraklı. Gördüğü çok şey onun için yeni ve size en asit gelen şeye karşı bile şaşkınlık gösterip bu ne diye sorabiliyor.

Eşimle buluşup eve geldiğimizde gördüğü ilk şey ağaç oldu. Altındaki hediyelere baktı ama sanırım utandı biraz bir şey sormadan uzaklaştı ağaçtan. Eşyalarını yerleştirdikten sonra hediyelerini açabileceğini söylediğimde hangisinin kendisinin olduğunu sordu ve hepsinin ona ait olduğunu öğrenince şaşkınlıkla karışık mutluluğu görülmeye değerdi. Önce bana sonra eşime sarılıp teşekkür etti.

Bu arada küçük adamım bana anne diyor, eşime abi 🙂 Kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle hitap ediyor, o mutlu biz mutlu.

Gece 12’ye kadar oturdu bizimle, hiç mızıklanmadı, şımarmadı, yaramazlık yapmadı tam tersi sohbetimize katıldı. Bu arada mesela bazen sofrada uzun vakitler geçirilebileceğini, hemen yemeğimizi yiyip sofrayı kaldırmamız gerekmediğini duyunca şaşırdı. Dediğim gibi bizler için basit şeyler onun için çok yeni olabiliyor.

Yeni yıldan küçük adamım için en çok mutluluk ve başarı diledim ve tabi sağlık da…

Ayrılırken yaşından olgundu, nasılsa yine geleceğim anne değil mi diye sordu. Sımsıkı sarılıp bir dahaki buluşmamıza kadar vedalaştık.

Sonrasında sömestre tatilinde de beraber 5 gün geçirdik. İlk kez bana hikayesini anlattı. Annesini, bugüne kadar anmadığı babasını… 9 yaşında bu çocuk ve bana dedi ki “Görüyorsun işte anne benimle top gibi oynadılar. O ona attı, o başkasına. Kimse istemedi beni, yuvaya bıraktılar”. 9 yaşındaki bu çocuğun neler yaşadığını, neler hissettiğini anlayabilir misiniz? Anlayabilir miyim gerçekten???

Babası için yorum yapamadım ama kendimce annesini savunmaya çalıştım, zorda olmasa onu bırakmayacağını, 9 ay karnında taşındığı, fırsatı olsa ona geleceğini, onu çok özlediğini söyledim… Asla kabul etmiyor, çok kızgın her şeyden önce… Benim iki annem var dedi. Biri ben, diğeri doğuran anne… Ama hayatta en çok sevdiği kişi benmişim… Bu söze sevinemedim bile. BİR KİŞİNİN HAYATINDA EN ÇOK SEVDİĞİ KİŞİ OLMAK GURUR VERİCİ GERÇEKTEN ama sanki o sevgide hayatındaki tüm acılar var.

Annem diyor, başka birşey demiyor. Eskiden her şeyden çok korkarmış, ama artık benim annem var, hiçbir şeyden korkmuyorum diyor… Kocaman bir adamın olgunluğu ama o çocuk gözleriyle kuruyor bu cümleleri…

Sonra bana söyleyecek şarkı bulmuş, durup durup söylüyor. Kadını da, şarkıyı da sevmem ama şimdi anlamı farklı benim için… Sadece nakaratını ezberlemiş onu söylüyor sarılıp sarılıp.

Çok şükür bin şükür seni bana verene
Yazmasın tek günümü sensiz kadere
Ellerimiz bir gönüllerimiz bir
Ne dağlar denizler engeldir sevene.

Nefret ederdim bu tarz şarkılardan, şuan dilimde, içimden onu söylüyorum…

Oğlum hikayesini anlattıktan sonra ben de anlattım. Çocuğum olmadığı için üzüldüğümü ama Allah’ımın bana önce onu, sonrada kardeşini vereceğini söyledim. Her anne karından doğurmaz, bazı annelerin kalbindeki sevgi de yeterdir dedim. Bence dedim, böyle çocuklar çok şanslıdır, çünkü kendilerini seven iki anneleri vardır. Benim oğlan nuh diyor, peygamber demiyor ama… Büyüyünce anneni sen gidersin ziyarete, o zaman görürsün seni ne kadar çok sevip özlediğini demeye çalıştım ama dışarı çıktığında ilk benim yanıma gelmek istiyormuş, eğer annesi görmek isterse zaten gelirmiş, ben nasıl gidiyormuşum onu özleyip yanına…

Sözün özü, sevgi ve sabrın gücü ile kazanılamayacak zafer yoktur. Eğer küçük adamımın hayatında bir atım olduysa ne mutlu bana.

Şimdi ayda bir haftasonunu beraber geçiriyoruz. Umarım uzun uzun yıllar hep beraber oluruz 🙂

****************************

 

 

 

 

 

1 YORUM

  1. bu bloğun bütün yazıların koltuğumdan kalkamadan her fırsatta inanılmaz heyecanla okuyorum merve hanımın melinayla ilgili konular doğum günü organizasyonları tam benlik merve hanım hayallerimi yaşayan şanslı kadınlardan internete yazdım bugün tanımaya çalışıyom ama henüz başarabilmiş değilim tam yani acaba ünlü biride herhalde ben tanımıyom yok zaten öyle bir kültürüm neyse öylede sosyal medyada ünlenmiş biri tebrikler bide belliki ekonomikmen güçlü neyse kendisine bir mesaj attım belki birkaç bilmiyom anlamadım gittimi gitmedimi sonra okudukça tanımaya çalıştıkça biraz pişman oldum yanlış anlaşılırmıydım acaba yani orta halli biri olsaydı iyiydi bu endişeyi taşımazdım ama mesaj attım gittimi gitmedimi bilmem neyse bütün yazılarını bitirene kadar okuycam 13. tüp bebek tedavimde bir umut veren başarı hikayeleri ararken buldum merve hanımı ve bu bloğu yani bugün keşfettim hemen de üye oldum elbette çokda iyi oldu çok iyi geldi rahatladım gerçekten 13 tüp bebek tedavim kısmetse eylül ekim gibi hayırlısı bakalım elimden geleni yapıyorum eşimi ikna edebildiğim sürece menapoza girene kadarda devam edecem yılmadan dualrımla tedavilerimle takdir Allah’ın biliyorumki ben naparsam yapayım yazım neyse o olacak ama ben bilmiyorum bunu onun için elimden geleni gücümün son zerresine kadar kullanmak istiyorum hepsi bu anlamak isteyenler için bu hikayedeki koca yürekli anneyi çok sevdim küçük adamı çok sevdim ikinizde çok şanslısınız eşim kabul etse evlat edinme için bir an bile düşünmem ancak maalesef bilmiyorum benim için hayat çok feci zor sadece nefes alıp veriyorum ve zaruri ihtiyaçlarım artı işe gidip gelmem işim olmasaydı zannediyorum çok yaşamazdım yememezlikten ölürdüm çünkü evde yemiyorum ama yemeye zorluyorum arı sütleri içiyorum ve son umudum hayalim yaşam mutluk kaynağım için zerrecik olsun umut kıpırtısı arıyorum bu umutla sabredip o günü bekliyorum o gün gelirmi bilmem nasip Rabbimi çok seviyorum inşallah oda beni seviyordur çünkü bu dahada acı….aslında her hikayeye yorum yazmak istiyorum ama vakit yok şu an hastanede nöbetçiyim çünkü buna yazdım çünkü bu hikayenin kahramanı gönüllü anneye sonsuz bir saygı ve sevgi duyuyorum çünkü herkes kendi evladını sevebilir herkes kendi evladına annelik yapabilir ancak her kadın kendi doğurmadığı çocuğu sevemez sahiplenemez her kadın kendi doğurmadığı çocuğa annelik yapamaz ben bu hanfendinin karşısında saygıyla eğiliyorum ellerinden öpüyorum alnından öpüyor o koca güzel kalbi yüreği için sonsuz teşekkür ediyor tebrik ediyor Allah razı olsun diyorum diycek o kadar sözüm varki ama hangi söz kelime cümle anlatabilir bu iyiliğin güzelliğini büyüklüğünü nasıl hangi cümleyle kelimeyle anlatabilirim bilmiyorum neyse herkimseniz iyki varsınız bu yazıda çok mutlu oldum ama çok çok duygulandım kelimeler anlamsız bu saatten sonra umarım bebeğinde bir sen olur ve oda senleri türetir nasip umarım bu koca güzel kalp ömrünün sonuna kadar hep mutlulukla atar ne diyim o kadar çok şey yazmak istiyorumki ama yazmayla duygularım anlatcak bitcek gibi değil güzel kalpli insan Allah seni ne sevenlerinden nede sevdiklerini senden ayırmasın inşallah hep mutlu olun Allah’a emanet olun hoşça sağlıcakla kalın…