TÜP BEBEK 2. TRANSFER

Doktorum telefonda, dondurulmuş embriyolarımı çözüp takip eden ilk âdetimle birlikte sağlıklı olanı bana transfer edebileceğini söyledi. Aldığım hormonlardan ve yaşadığım hayal kırıklığından ötürü, halim kalmamış da olsa, ara verecek sabrım da yoktu. Bir an evvel anne olmak istiyordum.  Gözümü karartıp, hemen kabul ettim.

Adet olur olmaz östrojen bantlarına başladım. ‘Umarım bu son hormon yüklenişim olur’ diye düşündüm. ‘Ha gayret’ diyordum kendime, ‘biraz güç toplayıp yola devam!’ Doktorum da dondurulmuş tedavisinin bazen daha başarılı olabildiğinden bahsedip beni umutlandırmıştı. Yumurta toplama işlemi rahmi yorabiliyordu. Ve akabinde yapılan transfer bu yüzden tutmayabiliyordu.

Günlerce östrojen bantlarını kullanıp, heyecanla transfer gününü beklerken, transferden birkaç gün önce kanda bir hormona bakıldı. Progestan hormonu yeteri kadar yükseliş göstermediği için transferim iptal olacaktı. Hemşireyi dinlerken yanaklarımdan aşağıya yaşlar süzülüyor, kalbim ağrıyordu.

Durumuma çok üzülen hemşire, bir iki güne testi tekrar etmemizi önerdi. Bir sonraki test güzel çıktı fakat transferin iptal olacağı endişesiyle bütün moralim altüst olmuştu bir kere. Yaşadığım bu olay yüzünden, transfer günü çok sinirlerim çok bozuktu. Transfer masasından kalkarken doktorun yüzü asıktı. Sanki tutmayacağını baştan biliyordu. Bir şeyler ters gitmişti. Ağlayarak eve döndüm. Kapıdan girer girmez anneme boşuna bana hamileymişim gibi davranmamasını, tutmadığından emin olduğumu belirttim.

Buna rağmen, 2 hafta sonra araba kullanırken öğrendiğim negatif test sonucu, beni yine tepetaklak etti. Arabamı sağa çekip, yüzüm kıpkırmızı olana kadar ağladım, bağırdım. “Allah’ım! Neden Ben!?”

Doktorum, durum değerlendirmesi için yaptığımız görüşmede, kalan tek tüpümü alması gerektiğini, klamidya enfeksiyonunun rahimden temizlenmiş olmasına karşın tüpte hala mevcut olduğunu ve bu enfeksiyonun rahme yerleştirilen embriyonun tutunmasını engellediğini düşündüğünü belirtti. Normal yolla hamile kalma şansımın hayat boyu elimden alınacak ve %100 tescilli kısır olacaktım. Bu büyük haksızlıktı! Hayat bana çok acı bir oyun oynuyordu ve ben bu oyunda yoktum artık! Oynamak istemiyordum…  Yıllar önce minik kedimin tüplerini bağlattığımda, eve geldiğinde nasıl bunalıma girdiğini hatırladım. O bir kediydi sonuçta ama hisleri vardı, ne büyük bunalıma girmişti demek ki! Eve döndüğümde, ona bu duyguyu yaşattığım için ağlayarak binlerce kez özür diledim. Zavallı minik kedicik. Ben sana ne yapmıştım böyle?!

Doktorumun önerisini kabul etmedim. Anne olamadığımda kendimi nasıl yarım bir kadın gibi hissedeceksem, hiç tüpüm olmadığında da aynı hissedecektim. O odadan omuzlarım çökmüş ve yaşlandığımı hissetmiş olarak çıktım.