YENİLENME ZAMANI! – 4. TÜP BEBEK! HAMİLELİK!

Bu işi hem kafamdan atabilmek, hem de pozitif sonuçlanması için yapılabilecek her şeyi eksiksiz yapıp gerçekten son bir kez denemeye karar vermem çok uzun süren bir yolculuktu. Benim geçtiğim yollardan şu an geçmekte olan canım arkadaşım! Lütfen bundan sonrasını dikkatlice oku! Bana yarayan, sana yaramayabilir. Bu konuda kimse kimseye garanti veremez ama deneyimlerimi seninle paylaşmak benim boynumun borcu!

Yaşadıkların o kadar ağır, o kadar yorucu ki… Çok iyi biliyorum ve seni tüm kalbimle anlıyorum! Bu yoldan geçerken ben,  kendim için yapılabilecekleri araştırıp anne olan, sonra da köşeye çekilen olmak istemiyorum! Hikâyemin başını, sana acı vermesi için değil, durumumun ne kadar vahim olduğunu ispatlayabilmek, sonunun iyi olduğunu aktarabilmek ve umut verebilmek için paylaştım.  Senin durumun benden daha ümitsiz de olabilir, ama hiçbir zaman Allah’tan umudunu kesme. Hiç olmayacak dediğimiz şeyler bazen oluyor. İçinden “benim durumum imkânsız” diyorsan da oku.  Belki, bununla yaşayabilme ve baş edebilme gücünü de bu hikâyenin bir yerlerinde bulursun…

Bir anneler günü sabahıydı. Eşim ve annesiyle birlikte kahvaltıya gittik. Genç anneler kucaklarında bebekleriyle gelmişlerdi. Gözlerim dolu dolu, eşimin ve kayınvalidemin bana acıyan bakışları eşliğinde, boğazımda lokmalarım düğümlenirken, yanımda çalışan birinden bir mesaj aldım.

“Merve Hanım! Bu son yalnız geçireceğiniz anneler günü! Buna yürekten inanıyorum ve hissediyorum. Gelecek sene bu gün, bebeğinizle birlikte, anne olarak kutlayacaksınız bu günü. Siz yüreği çok temiz bir insansınız ve Allah bunu mutlaka mükâfatlandıracak. Sizin kucağınızı boş bırakmayacak. Sizin için hep dua ediyorum”.

Çok duygulandırdı beni deli kız. Kahvaltımı etmeye devam ettim sessizce, içime akan gözyaşlarımla. Boğazım düğüm düğüm.

İnternetten tüp bebek grup terapilerini araştırmaya başladım.  En iyi psikologları arıyor, benimle aynı duyguları paylaşan birileriyle konuşmaya ihtiyaç duyuyor ama bir türlü ‘tüp bebek grup terapisi’ düzenleyen bir klinik bulamıyordum. İş yerinde çalışanlar gözümün içine bakıyor, üzerimde olan işleri bitirmem için bekliyorlardı. Ama benim işe odaklanmam mümkün değildi. Tüm gün internette araştırma yapıyor, bir çıkış yolu arıyordum.

Derken ünlü yazar Seda Diker’in hikâyesine rastladım. O da uzun bir yoldan geçmiş, doktoru 6. tüp bebek denemesinde ona çocuk sahibi olamayacağını, kısır olduğunu söylemişti.  O da benim gibi bu yolda arkadaşlarını kaybetmiş, son tüp bebek denemesinde hamile kalmış, tekrar arkadaşlarıyla arasını düzeltmişti. Hikâyesini okuduğumda kendime çok benzettim. Demek bir tek ben bu yollardan geçmiyorum, bunları bu kadar ağır yaşayan herkesin sosyal hayatında daralma oluyordu.

Seda Diker’i aradım, mailler attım ama bir türlü ona ulaşamadım. Bana seans yapmasa da olurdu, onunla oturup bir saat konuşmak bile bana çok iyi gelecekti ama mümkün değildi. Ancak birkaç ay sonraya randevu verebiliyorlardı ve benim o kadar bekleyecek gücüm yoktu. En yakın arkadaşıma Seda Hanım’ın ismini vermeden çabalarımı anlatırken, bana, adını sordu. Seda Diker dediğimde, anne tarafından kuzeni olduğunu söyledi. İkimizde telefonda şaşkınlıktan kalakaldık. Haftalardır randevu almaya çalıştığım kişi, hayattaki en yakın arkadaşımın kuzeniydi.  Hemen arkadaşım devreye girdi ve bana acil randevu alındı.

Seda Diker’in odasına girdiğimde ona, onunla sadece konuşmak istediğimi, bana hikâyesini baştan sona anlatmasını rica ettim. Dinlediğimde gördüm ki, o da çok uzun ve zor bir yolculuktan geçmiş,  psikolojisi yıpranmış, hatta yaşadıkları bankacılık kariyerine bile son vermesine sebep olmuştu. Fakat sonra başına gelen bu olay sayesinde hayatına yeni bir kariyer doğmuş, bebeğini kucağına almıştı.

Seanslarımınızın sonunda, ondan aldığım enerji ve güç sayesinde, ofisinden, yüzümde kocaman bir gülümseme ile hafiflemiş ve rahatlamış halde çıktım. Benim için büyük tecrübe olan son seans, kendimi yeniden iyi hissetmeme büyük  katkıda bulundu.

Bu süreç içerisinde, sinirimi en çok bozan tutumlardan biri de, insanların başkalarının hikâyelerini anlatırken “kafasından attığı gün hamile kaldı” cümlesini sarf etmesiydi. Söylemesi çok kolaydı ama bu arzuyu içimden atmam mümkün değildi! Bir gün birini bu sebepten parçalayacağım diye çok korkuyordum.

Fakat yaşadıklarım beni bu noktaya getirivermişti sonunda. Uzunca bir süre çocuk denemek istemiyordum.  En azından “mış” gibi davranıyordum! Bekâr arkadaşlarımla gece çıkmaya, alkol almaya, eğlenmeye başladım. Yaşadıklarımı aklımdan atmamın tek yolu, tekrar ‘bekâr’ gibi davranmaktı çünkü evli olduğumu hatırladığım an çocuk isteğim depreşiyordu. Evli olmayan arkadaşlarımla kız kıza geziyor, içiyor, eğleniyor, alışverişe çıkıyor, bir anda kız kıza Amerika’ya gitme kararı alıyor, boş valizle Amerika’ya uçup 3 dolu valizle dönüyordum.

Başka biriyle evli olsaydım, bu kadar anlayış göstermeyeceğine ve şimdiye kadar çoktan boşanmış olacağımıza eminim. Tüp bebek denemeleri boyunca cinsel yasağımıza bile anlayış gösteren ve her zaman, her koşulda yanımda olan, desteğini esirgemeyen bu muhteşem adama ne kadar teşekkür etsem az.

Bu dönemde, Prof. Kaya Özkuş  ile tanıştım. Çeşitli tüp bebek doktorlarıyla da çalışan Kaya Bey beni çok iyi anlıyor, destek oluyor, kendimi günden güne toplamama yardımcı oluyordu. Sayesinde hem akupunktur ile sigarayı stressiz şekilde bıraktım, hem de günlük hayata adapte olmayı başardım.

Görüştüğüm bir beslenme uzmanına da vitamin ve antioksidan takviyesi alarak, iyileşme sürecimi hızlandırdım.

Yıllarca anne olabilme özlemi çektikten, iki dış gebelik, 3 negatif tüp bebek denemesinden sonra, bebeğime sahip olabilmek adına yapabileceğim her şeyi denemeye hazırdım. ‘Ne kaybedeceğim ki?’, düşüncesiyle bir arkadaşımın da tavsiyesi üzerine “Nefesle” tanıştım. Dibe vurduğum noktadan çıkmam, tam ve mükemmel olduğumu kabullenmem uzun zaman aldı. Ama nefes sayesinde hücrelerime giren oksijenle bedenen ve ruhen ciddi bir yenilenme ve değişim geçirdim.

Genellikle bu tür aktivitelere katılmaya üşenen ben, ilk defa hiç tereddüt etmeden seminere kayıt oldum ve Nefes Terapisi için Kıbrıs’a doğru yola çıktım.

Kıbrıs’a vardığımda otele transferimiz için ayarlanan shuttle’a bindim. İçeride benden başka 5 kişi daha vardı. Herkese selam verip yerime yerleştim. Kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden, sadece telefonumla ilgilenip camdan dışarıyı izliyordum. İnsanlar çok çabuk kaynaşmışlardı, ama ben kimsenin suratına bile bakmıyordum. Göz göze gelirsek benimle iki çift laf edecekler diye ödüm kopuyordu. Otele vardığımızda bizi koçlarımız karşıladı. Seminerde toplam 35 kişi olacaktı. Oda numaramı sormak için resepsiyona gittiğimde, hiç de hoşuma gitmeyen bir şey öğrendim. Bir oda arkadaşım olacaktı! ‘Oda arkadaşı mı?’ dedim içimden. Bunca yıl hiçbir yabancıyla aynı odada kalmak zorunda kalmamıştım ama ayarlama önceden yapıldığından, elim mahkum halde durumu kabullenip odama gitmek zorunda kaldım.

Oda arkadaşım çok sıcak ve içten bir kızdı. Kıbrıslıydı. Fakat ben kimseyle konuşmak istemediğimden sadece Kryon’un ‘Yuvaya Yolculuk’ kitabını okumaya çalışıyordum.

Nefes terapisinin ilk seansı için toplandığımızda 35 kişi teker teker orada bulunma sebebini anlattı. Bunca yabancının özel hikayelerini paylaştığı bir ortamın bu kadar rahatlatıcı olması çok tuhaftı. Kundalini, Transformal Nefes ve Tibet’in Gençlik Pınarı gibi insan ruhunu gençleştiren meditasyonlar yaptık.

İlk Nefes Seansında deliler gibi ağladım. Yıllardır içimde biriktirdiklerimi ağlayarak boşaltıyordum. Tüm vücudum kaskatı haldeydi ve kendimi küçücük, savunmasız bir çocuk gibi hissediyordum. Arkadaşlarımla ilişkilerim, iş hayatım, anne olmaya giden yolda yaşadığım olumsuzluklar, film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. Eksik bir kadın olduğumu, mutsuz olduğumu hissediyor, hissettikçe daha çok bağırıp ağlıyor, nefes aldıkça bu daha derine iniyor, yüreğime oturmuş 100 kiloluk yumruyu atmak için çabalıyordum. Vücudumun kitlendiğini ve ağlamaktan içimin çıkacağını hissettiğim noktada, Koç’um beni bacaklarının arasına aldı ve sanki onun bebeğiymişim gibi sarıldı. O dokunuş, o yoğun sevgi, içine düştüğüm duygu girdabından çıkmamı ve kendime gelmemi sağladı. Gözlerimi sımsıkı yumduğum o anda, önümde sapsarı saçlı, güzel bir kız bebek belirdi.

‘Ben tam ve mükemmelim’. Sürekli bu afirmasyonu tekrar ediyorduk ancak ben hala inanmakta güçlük çekiyor, ağzımı her açtığımda gözlerimden yaşlar akmasına engel olamıyordum. Dördüncü günün sonunda, bilinçaltım benimle savaşmayı bırakmaya, afirmasyonu kabul etmeye başladı. Göğsümde oturan ve beni yıllardır ezen o ağırlık yavaş yavaş kalkıyor, ben tekrar nefes almaya başlıyordum.

Oda arkadaşım bana Beki İkala’nın ‘Meleklerle Yaşamak Kitabı’ndan bahsetti. Döner dönmez bu kitabı alacaktım. Akşamları, oda arkadaşımın güzel kalbinden çıkan hikâyelerini dinleyerek uyuyakalıyordum.

Yılların yükünü boşaltmakla geçen bir haftanın sonunda,  elime verdikleri aynaya bakıp gülümsememi ve “ben tam ve mükemmelim” dememi istediler. Aynaya baktım, gözlerim doldu ama gülümsüyordum. Bir haftanın sonunda inanılmaz bir rahatlama hissettim.  Aynada uzun zamandan sonra yeniden gördüğüm, ”Tam, mükemmel, eksiği olmayan, çekici ve sevilen” kadına baktım! O bendim!

Uçağa bindiğimde artık anne olamasam da harika bir kadın olduğumu düşüyordum. Eve döndüğümde, eşim yüzümden yayılan ışığa ve hayata dönüşüme inanamadı. Böyle şeylere inancı hiç yoktu ama bana “Her neyse bu gittiğin, her ne yapıyorsanız orda, lütfen buna devam et, bu sana çok yaramış Aşkım” dedi.

Son dondurulmuş tüp bebek tedavimi yalnızca dondurucuda kalan son embriyomu almak için oldum. Onu orada bırakmaya gönlüm el vermedi. Doktorum yüzüme baktığı anda bendeki psikolojik ve fiziksel değişimimin farkına vardı. Sebebini sordu. Ona Nefes ve Akupunktur ve diğer Meditasyon maceralarımdan bahsettim. Tüm gittiğim yerlerin telefonunu aldı tek tek. Hastalarına önermek istiyordu.

Transfer günü, hastane odasında kitap okuyarak sakince bekliyordum. Sıra bana geldiğinde sıradan bir muayeneye girermiş gibi heyecansızdım. Tam hasta bakıcı beni aşağıya indirirken, elimdeki kitabı kapatırken son paragrafı okudum. Baş Melek Samuel’in bir sözüydü; “ Hiçbir şeyi kaybetmediğinizi bilin. O, her zaman oradaydı ve her zaman orada olacak siz hazır olduğunuz zaman belirmek için. Siz görebildiğinizde ve alabildiğinizde. Doğru zamanda, doğru şekilde. Evet, ilahi zamanlama son derece doğru, gerçek. Bunu bilin, içinizi rahat tutun.”  – Beki İkala’nın kitabından alıntı. Artık o zamanın geldiğini biliyordum, aşağıda dondurucudan çıkarılmış bu meleğin benimle kalacağından emindim.

Eve geldiğimde yine kıpırdamadan yattım, ama kafamı dağıtacak, düşünmemi engelleyecek heyecanlı bir kitap okudum. Açlık Oyunları kitabını bitirdiğim gün test günümüzdü. İlk defa önceden yaptırmadım, tam gününde gittim. Test sonucunu almak için ilk defa doktorun aramasını bekledim. Doktorum telefonda çok mutlu bir ses tonuyla bana “HAMİLESİN” dedi.  Sevincimi sizlere hangi kelimelerle ifade edeceğimi inanın bulamıyorum. Yaşadığım his, tarifsiz ve ancak yaşandığında anlaşılabilecek türden bir mutluluktu. O an doktoruma onun için ömrüm boyunca dua edeceğimi ve onu deliler gibi sevdiğimi bağırırken, içimden geçen adağı paylaşmak istedim. ‘Durumu olmayan bir anneye, tüm masraflarını karşılayarak, dondurma işlemi de dâhil tüp bebek transferi yaptıracağım’ı söyledim. Yavrumun benimle kalması için dua ederek telefonu kapattım.

Çok zor bir hamilelik süreci geçirdim. Hamileliğim boyunca sıtmalandım ve kanama geçirdim. Her kanamada yüreğimiz ağzımızda hastaneye koşarken dua etmeyi ve bebeğimle konuşmayı hiç bırakmadım. Tüm hamileliğim boyunca belki onlarca kez ”bebeğim benimle kal!” demek zorunda kaldım. Son haftaya kadar bebeğim için bir zıbın bile almadım. Yine de hazırlık yapmaktan korkuyordum. Bugün hala odasını tam anlamıyla bitirebilmiş değilim.

Neredeyse her hafta gelen kanamalar, her gün yaptığım kan sulandırıcı iğnenin bacaklarımda yarattığı ağrılar ve mosmor bezeler, baktıkça yakınlarımın yüreğini parçalıyordu. 4 ay annemde yattım, sonuna doğru evime geldim. Geçirdiğim buhran yüzünden fırlattığım kumandanın izi hala annemin yatağının karşısındaki gömme dolapta durur. Anneme gittikçe ona bakar, aylarca nasıl kıpırdamadan yattığımı hatırlarım.

Yaşadığım hiçbir olumsuzluk ne bebeğimi kucağıma almama engel olabildi ne de ona olan aşk dolu hasretime sekte vurdu. 8 ay boyunca kıpırdamadan yatmış olmam, tuvalet ihtiyacımı çoğu zaman altıma sürgü itilerek gerçekleştirmiş olmam, onca yaşanan psikolojik bunalımın ardından, böyle bir hamilelik geçirmiş olmam elbette benim için çok yıpratıcı oldu. Hiç de kolay zamanlar değildi. Ama hiç bir zaman Allah’a bu yüzden isyan etmedim. Her gün şükretmeyi halen bırakmadım.

Şimdi, geriye dönüp baktığımda, bazı şeyleri düşünerek hatırlamak zorunda kaldığımı fark ediyorum. Melina’yı kucağıma alalı henüz 10,5 ay olmuşken, bunları unutabilmeyi başarmış ve ruhumu tamir etmişsem, bu duygunun ne kadar yüce olduğunu tekrardan anlatmama gerek yoktur diye düşünüyorum. Gerçekten büyüklerin de dediği gibi; çok zor oldu ama kucağıma aldığım an gözümden mutluluk yaşları akarken, yaşadığım her bir zorluk bir anda hayatımdan çıktı gitti. Sanki onları yaşayan ben değildim.

Kan pıhtılaşmam ve ailemizdeki pıhtı öyküleri nedeniyle, epidural almam mümkün değildi.  Genel anestezi ile sezaryen yaptırmak durumunda kaldım. Bebeğimi doğduğu an göremeyecek olmama ne kadar çok içerlesem de, her işte bir hayır vardır demeyi başarabildim. Doğduğu anda nefes alamadığını görseydim, herhalde kalpten giderdim. İyi ki genel anestezi ile doğum yaptım, çünkü Melina doğduğunda uzun bir müddet ağlamadı ve nefes alamadı. Müdahale ile ciğerlerindeki suyu çekmek zorunda kaldılar. Neyse ki ben uyanana kadar tüm bu komplikasyonlar hallolmuştu.

Hoşgelmişti Dünyama Minik Mucizem, Çilekli Dondurmam!

DSC03435

 

Nefes Terapisindeki arkadaşlarıma Hamile olduğumu öğrendiğim an yazdığım e-mail:

Herkese merhaba,

Cok degil, 3 ay once katildim Nefes Kampına. Beni oraya getiren sebep anne olma hasretimdi. 4 yila 2 dis gebelik, 3 basarisiz (negatif) tup bebek denemesi ve dogal seyrinde nice negatifi sigdirmis ve bu yuzden tarifsiz acilar ceken bir “Kadin” olarak,

“Nefes alamiyorum, bence benim sorunum bu. Bir anda nefes almadigimi farkedip bogulacak gibi oluyorum. Hal boyleyken gerekli oksijeni saglayamiyorum..Belkide bu yuzden hamile kalamiyorum” dedim esime bir gun. Ve mucizeme ilk adimimi attim..

 Gozum kapaliyken bana sevkatli eli degen nice Koc sayesinde yillarin acisini soktum cikardim icimden. Yeniden bir baslangica adim atmak icin guc toplamak oyle zordu ki.. Herseyden once yeniden gercekten “Kadin” oldugumu hissedebilmek.. Tam ve mukemmel oldugumu kabullenmek…

Sayenizde yeniden gucumu topladim, herseyden once nefes almayi ogrendim, Yasamaya basladim..

Bugun hayatimda ilk defa icimde yeni bir varligin filizlendigini hisettim. Ilk defa gercekten “Kadin” oldugumu hissettim. Ilk defa gercek mucizeyi tattim.

Bugun bir bedende Iki Kalbim.

Sevgiler

Not: Arkadaş grubumu merak eden olursa, döndüğümde hiç kimseyi bıraktığım gibi bulmadım. Hayatın bize roller dağıttığı bu oyunda ben kaybeden rolunu üstlenmiştim onların gözünde. Ama belki bu satırları okurken bile hala aslında geçek kaybedenin onlar olduğunu ne yazık ki anlayabilecek olgunluğa eriştirmemişti yaşam onları henüz. Daha çok yolları vardı… Cevap vermedim olanlara, sadece gülümsedim, hayatın beni yanlarından alıp bıraktığı noktaya şükrettim.

Onları da her şeye rağmen buradan sevgiyle kucaklıyorum. Yeni ‘Merve’nin oluşmasındaki rolleri için onlara sonsuz teşekkür ediyorum.